KÜLTÜR ve TARİH
Silifke Müzesi
Bölgede bulunan arkeolojik eserlerin sergilendiği bu müze, Silifke ve çevresindeki tarihi anlamaya giden en kısa yol. Helenistik dönem heykelleri, Roma sikkeler, Bizans dönemi takıları ve daha nicesi…
Zeus Tapınağı (Diocaesarea)
Silifke’nin simgesi. Korinth düzenindeki bu görkemli tapınak MS 1. yüzyılda inşa edilmiş; bugün hâlâ ayakta duran sütunlarıyla ziyaretçileri büyülüyor. Tapınak, şehrin tam ortasında, gündelik yaşamın içinde adeta doğal bir heykel gibi duruyor.
Uzuncaburç Antik Kenti
Olba veya Diocaesarea olarak da bilinen Uzuncaburç, Türkiye’nin en iyi korunmuş antik kentlerinden biri. Zeus Olbios Tapınağı hâlâ ayakta olan sütunlarıyla ihtişamını koruyor; kolonlu cadde, hamam, anıtsal kapı ve tapınaklar muhteşem bir bütün oluşturuyor.
Adamkayalar
Türkiye’nin en önemli kaya kabartma alanlarından biri. MS 2–3. yüzyıllara ait 20’den fazla kişiyi betimleyen kaya yüzeyine oyulmuş kabartmalar, ormanlık bir vadide gizleniyor. Buraya giden patika yürüyüşü de başlı başına bir deneyim.
Şeytan Deresi Vadisi’nde yer alan ve kayalara oyulmuş 12 kabartmadan oluşan bir arkeolojik alandır. Bu kabartmalar, MÖ 2. yüzyıl ile MS 2. yüzyıl arasında yapılmış olup, insan ve hayvan figürlerini içerir. Adamkayalar, tarihi ve kültürel zenginliği ile dikkat çeker ve bölgedeki en ilginç arkeolojik miraslardan biri olarak kabul edilir.
Adamkayalar’a ulaşmak zor ve tehlikelidir. Adamkayalar Toros Dağlarının güney yamaçlarında ve arkeologların Olba Territorium olarak adlandırdıkları bölgede yer alır. Kabartmalara Mersin’i batıya bağlayan D.400 devlet karayolundan Kızkalesi beldesinde kuzeye sapan bir yol ile ulaşılır. Kabartmalar Erdemli ve Silifke ilçeleri arasındaki sınırı çizen Şeytan Deresi kanyonunda yer alır. Kızkalesi’ne olan uzaklığı 7 kilometre, Erdemli’ye olan uzaklığı 30 kilometre Silifke’ye olan uzaklığı 32 kilometre ve Mersin’e olan uzaklığı da 66 kilometredir. Ancak yol bitiminde ziyaretçilerin kanyona inmek için 10 metrelik bir yardan inmeleri ve kanyon içinde 100 metre kadar yürümeleri gerekir.
Kabartmalar 11 erkek, 4 kadın, 2 çocuk, 1 dağ keçisi ve alınlık (pediment) üzerinde bir Roma kartalından oluşmaktadır. Bu kabartmalar ile ilgili herhangi bir tarihi belge yoktur. Fakat kabartmalar MS 2. yüzyıla yani Roma İmparatorluğu dönemine tarihlendirilmiştir. Kabartmaların Roma İmparatorluğuna bağlı Olba Tapınak Devleti kral ve kraliçelerini temsil ettiği düşünülmektedir. Ulaşım zorluğu sebebiyle kabartmalar bugüne kadar nispeten insan tahribatından korunmuştur.
Aya Tekla Yeraltı Kilisesi (Meryemlik)
Mersin’in Silifke ilçesinde yer alan ve Hristiyanlığın en eski merkezlerinden biri olarak kabul edilen bir yeraltı kilisesidir. Kilise, Azize Thekla’nın Hristiyanlığa olan bağlılığı ve bu din uğruna yaptığı çalışmalarla tanınır. Azize Thekla, Aziz Paul’un vaazlarından etkilenerek Hristiyan olmuş ve bir mağarada saklanmıştır. Bu mağara, Hristiyanlık serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır.
Hristiyan anlayışına göre, Aya Tekla Hristiyanlığın en eski azizesi ve Aziz Pavlus’un yoldaşlarındandır. Konya’da bir genç kızken, Aziz Pavlus’un konuşmalarından etkilenerek, Hristiyan olmuş ve dini yaymak için çalışmıştır. O dönemde Hristiyanlık propagandası yapmak suç sayıldığı için, yaşamının son dönemini Silifke yakınlarındaki bir mağarada saklanarak geçirmiş, inanışa göre burada da öldürülmek istenince ortadan yok olmuştur. Hristiyanlık serbest bırakılınca yaşadığı yer bir tür haç yeri haline gelmiş ve adına bir de kilise inşa edilmiştir.
Bu bölgede Azize Tekla’nın hayatının son günlerini geçirdiği ve bir rivayete göre ona karşı düzenlenen bir saldırıdan kaçmak için yerin dibine girerek kaybolduğuna inanılmaktadır. Günümüzde bölgede farklı yapılar arkeologlar tarafından tespit edilebilmiştir. Bu yapılar şunlardır.
Büyük Tekla Bazilikası: Yer Altı Kilisesi’nin üzerine inşa olmuş, üç nefli ve zamanının Kilikya bölgesindeki en büyük kilisesidir. Günümüzde bölgede hâlâ görülebilir olan apsis duvarı bu bazilikanın bir parçasıdır.
Kubbeli kilise: Her ne kadar yapılan ilk yayınlarda bu kilisenin kubbeli olduğu iddia edilmiş olsa da, bu iddia çürütülmüştür. Günümüzde geriye çok az buluntuları kalan “Kubbeli” kilisenin ellips formlu atriuma açılan bir giriş bölgesi olduğu tahmin edilmektedir. Buradan bir tribelon yardımıyla mimarlık tarihinde hiddetli tartışmalara yol açan, üzeri nasıl örtüldüğü belirsiz olan bölüme girilmektedir. Güncel teoriye göre bu bölge bir tonoz ve statik nedenlerden ötürü ahşaptan bir piramit çatı ile örtülmekteydi. Arazinin dikleşen bir bölgesine inşa edildiği için, kubbeli kilisenin doğu kesiminde apsis ve pastoforyonların altına kiler benzeri tonozlu yapılar eklenmiştir.
Kuzey Kilisesi: Silifke’den gelen yol üzerinde görülen ilk kilisedir. 460-470 yılları arasında yaptırılmış olan üç nefli kilise hakkında bilgi yoktur.
Sarnıçlar: Bölgede literatürde sayısı 10 a kadar çıkan sarnıç kalıntıları bulunmaktadır. Nispeten daha iyi durumda korunmuş olan ve Kilikya bölgesine alışık olmayan bir biçimde tuğlalar ile inşa edilmiş olan sarnıçların, bölgeye gelen Hristiyan hacılara şifalı su kaynağı olarak hizmet ettikleri tahmin edilmektedir.
Hamam: Sarnıçlar ve “Kubbeli” kilise arasında bulunan hamamın bir kısmının hala toprak altında olduğu düşünülmektedir. Muhtemelen bölgeye gelen Hristiyan hacılar burada şifalı sular ile hastalıklarından arınmak istemekteydiler.
Bahsi geçen bu yapıların bir kısmının ya da tümünün Bizans İmparatorluğu döneminde İmparator Zeno tarafından inşa ettirilmiş olabileceği düşünülmektedir.
Tantuni
İlçemizde sevilerek tüketilen tantuni, yağa bandırılan lavaşın et ve özel soslarla buluşmasıyla ortaya çıkıyor. Limon ve acı biber turşusuyla taçlandırılan tantuni, farklı yerlerde tavuk etiyle de hazırlanabiliyor. Silifke sokaklarında dolaşırken çok sayıda pek çok restoranın tabelasında tantuni sözcüğüne denk gelebilirsin. Saç üzerinde ve kuyruk yağıyla hazırlanan bu ayrıcalıklı lezzette etler kuşbaşı şeklinde doğranıyor. Silifke halkının çok sevdiği tantuni, aynı zamanda sokak lezzetlerinin de bir parçası olarak görülüyor. Ortadoğu mutfağından Anadolu’ya geçen tantuni, Arapça dilinde “yumuşak yemek” anlamına geliyor.
Anadolu’nun sade zarafeti: Sıkma Böreği
Türkiye’nin mutfak haritası, her bölgenin kendine özgü lezzetleriyle bezeli bir mozaiktir. Bu mozaikte yer alan “sıkma böreği”, özellikle İç Anadolu ve Akdeniz’in bazı kesimlerinde bilinen, mütevazı ama derin anlamlar taşıyan bir hamur işidir. Adını, pişirildikten sonra iç harcıyla sıkıca sarılmasından alır. Sıkma böreği, hem ekonomik hem de doyurucu oluşuyla, Anadolu’nun pratik zekâsını ve paylaşım kültürünü yansıtır. Sıkma böreği, özellikle Mersin, Adana ve çevresinde yaygın olarak bilinir. Ancak İç Anadolu’da da farklı versiyonlarıyla karşımıza çıkar. Genellikle tarla dönüşü, imece günleri ya da çay saatlerinde yapılan bu börek, kadınlar arasında dayanışmanın ve sohbetin eşlikçisi olmuştur. Hamurunun sadeliği, iç harcının mevsime göre değişmesi, bu yemeği hem mevsimsel hem de toplumsal bir ritüele dönüştürür.
Keşkek
Silifke’de düğün ve özel günlerin vazgeçilmez lezzeti keşkek, yüzyıllardır geleneğini sürdürüyor. Hem yemek kültürünün hem de sosyal yaşamın önemli bir parçası olan keşkek, özellikle davet sofralarında misafirleri buluşturan özel bir tat olarak öne çıkıyor.
